google-site-verification=hMQhXCvBUxguOQehvT2caBb7sxlBIwhNcQQW3YtBNzw
Hipnotik (Zihinsel, İmgesel) Yeniden İşleme Terapisi; HYT ©

                                   

                                                     

H.Y.T®; Hipnotik Yeniden işleme Terapisi

Tanım:

Hipnotik (Zihinsel, İmgesel)* Yeniden işleme Terapisi, HYT; Dr. Haluk ALAN tarafından geliştirilen asimilatif, bütüncül bir terapi tekniğidir.

HYT, bilinç ile bilinçdışını (bilinçaltı) beraberce işleme sürecine dahil eden ve çift yönlü uyarımlarla bazı hipnotik (meditatif, imgesel) tekniklerden oluşan entegratif bir yaklaşımdır. Bu uygulamada hipnotik bazı teknikler eşliğinde çift yönlü uyarımlarla ilgili problem üzerinde desensitizasyon elde edilmektedir.

Bu teknikte çift yönlü uyarımlarla hipnozun “birlikte” kullanımından daha çok, asimilatif mantıkla her ikisinin homojen entegratif bir uygulaması söz konusudur. Beraberce kullanıma yönelik daha önceleri bir takım çalışmalar yapılmış ama konunun uzmanları tarafından farklı yaklaşımlarla değerlendirilmiştir (American Journal of Clinical Hypnosis 43:3,4 January/April 2001). HYT içindeki Hipnoz ve çift yönlü uyarımların entegratif düzenlemesi, “birlikte kullanım” olmadıkları için, daha önceki bu uygulamalarla(2001) karıştırılmamalı ve aynı kategoride değerlendirilmemelidir. 

HYT, geçmiş, şimdi ve geleceği zamansal bir bütünlük içinde beraberce ele alan ve işleyen bir tekniktir. Bu yüzden sadece anılarla sınırlı kalmaz, geleceğe yönelik bireyin imge dünyasında yer alan gelecek yönelimli olası olumsuz yaşam algıları üzerinde de etkin bir şekilde çalışır. Geçmiş anıların şimdiki zaman diliminde tetikleyicileri olabilir. Güncel yaşam aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkan duygusal ve duyumsal etkilenmeler geçmişi bugün gibi yaşantılamaya neden olabilir. Bu gibi durumlarda güncel tetikleyicilere yer verilir. Güncel tetikleyiciler hedefe doğru yol alan birey için önlerine çıkan çakıl taşları gibidir. Zamansal boyutta ele alındığında her üç zaman dilimine hitap etmesi nedeniyle HYT, zamanlar üstü bir teknik olarak kabul edilebilir.

HYT; danışan merkezli bir tekniktir. Yaşanan travmalar ve olumsuz yaşam deneyimlerinin bireyde bıraktığı etkiler bağlamında toptancı bir zihniyet ya da her hangi bir önyargıya varmadan tamamen danışan merkezli bir protokol çerçevesinde üzerinde çalışılacak olaya odaklanılır. Yaşanan deneyimin hastada bıraktığı etki ana çalışma konusudur. “Sorun kimdeyse çözüm de oradadır” prensibinden hareketle hedef olay çerçevesinde hazırlanan protokole uygun olarak çalışmaya başlanır. Sorunun tanınmasından tedavisine kadar her kademede danışan sürece dahil edilir. Olayın kahramanına rağmen tedaviden her hangi bir sonuç alınamayacağı kabul edilir. Bu yüzden danışan terapi sürecinin en önemli temel unsurudur. Terapinin henüz başında hastadan “terapi hedefleri” adı altında terapi sonunda varılmak istenen sonuca yönelik talep alınır. Danışanın terapiye olan motivasyonunu sağlayan bu yaklaşım terapiste de yol gösterici olur.

Sağlıkta yeni paradigma olarak, bio-psiko-sosyal yaklaşım ne ise psikoterapilerde de “3D+2B” öyle görülmelidir. Hemen hemen bütün terapi öğretilerinde Düşünce, Duygu, ve Davranışlar  (3D) hedef çalışma alanları olarak ele alınır. Ne yazık ki birçok öğretinin içinde 2B’den çok söz edilmez ve en az biri ihmal edilir.  2B; “bilindışı” ve “beden duyumlarını” temsil etmektedir. Beden duyumu özellikle travmalar ve olumsuz yaşam deneyimleri bağlamında önemlidir. Terapilerde mutlaka ele alınmalıdır.

Zihnimizin çalışma prensibi olarak, yaşanan olayların beyinde nöronlar içinde yer aldıklarını biliyoruz. E.Kandal’a göre “her zihinsel faaliyet aynı zamanda bir nöronal faaliyettir”. Bazı deneyimler orijinal halleriyle o anki duygusal ve duyumsal arka planlarıyla öylece nöronlar içinde kalabilirler ve bu deneyimler yeniden işlemlenmedikleri sürece serseri mayın gibi patlamaya hazır bir şekilde varlıklarını sürdürebilirler.

İşlemlenmeden o haliyle öylesine kalan bu tür deneyimler için F. Shapiro’nun yaklaşımı şöyledir; "Yeni bir şeyler öğrendiğimizde bu bilgiler beynimizde nöron adı verilen beyin hücrelerinin oluşturduğu ağ içinde fiziksel olarak saklanır. Bu nöronal ağ, çevremizi nasıl yorumladığımızı belirleyerek ve aynı zamanda anbean nasıl hissettiğimize hükmederek BİLİNÇDIŞI zihnimizin şekillenmesine neden olur. Bu anılar yıllar önce meydana gelmiş olan deneyimlerdir ve bilinçli zihnimizin bu anıların üzerimizde bıraktığı etkiden çoğu zaman haberi bile yoktur. Ve maalesef, mutluluğumuzun zarar görmesine neden olan duygu ve davranışların çoğu bilinçdışını oluşturan bu anı sisteminden kaynaklanır." (F.Shapiro."Getting Past, Your Past.").

 Bu durum bilişsel düzeyde bizde meydana getirecek olduğu olumsuz etkiyi biliyor olmamıza rağmen yapmaya devam ettiğimiz şeyleri açıklamaktadır. Bütün fiziksel ve sözsel tacizlere rağmen ilişkisini sürdürmeye çalışan kişinin içinde bulunduğu durum budur. Devam eden ilişkisinin hata olduğunu biliyor olmasına rağmen o ilişkiyi sürdürmesi bilinçdışı etkileşimlerin neticesidir.

Bu yüzden bilinçdışı zihni terapilerinizde dikkate almazsanız terapiniz büyük olasılıkla yarım kalacaktır. HYT bu mantıktan hareketle daha sürecin başında bilinçaltı düzeyi dikkate alarak “Hipnotik keşif” bağlamında “duygu köprüsü tekniğini” kullanarak geçmiş yaşam deneyimlerine daha kolaylıkla ulaşmakta ve geçmişe dair bir sıkıntının işlemlenmeden kalmasının önüne geçmektedir.

Kısaca Teorik Arka Plan:

HYT’nin teorik alt yapısı, iki bilgi işleme modeli ve sahne yapım teorisi (Scene Contruction Theory) üzerinde şekillenmektedir. Bilgi işleme modellerinden biri Çift Yönlü Uyarımları (ÇYU) terapi dünyasına katarak muhteşem bir tekniği bize sunan Shapiro’nun Adaptif Bilgi İşleme Modeli (Shapiro, 2001), bir diğeri de “Tahmine Dayalı İşleme Modeli”dir (Friston ve ark. 2006; Clark, 2013; Hohwy, 2013; Chamberlin, 2019).

Beyinde doğuştan var olan bir bilgi işleme sisteminin varlığı göz önüne alındığında, Olumsuz yaşam deneyimleri ya da travmaların beynin fiziksel bilgi işleme sisteminin biyokimyasal dengesini bozmuş olabileceğini söylemek mümkündür. Bu dengesizlik bilgi işleme sürecinin bir çözüme ulaşmasını engelleyebilir. Travmatik süreçler; olağan uyum mekanizmalarının bozulmasına yol açar. Otörler; bu sürecin bilgi işlemeyi durduğunu ve bilgiyi anksiyete oluşturan orijinal haliyle dondurduğunu (DÜĞÜM) öne sürmektedir(Shapiro, 2016).

Tahmine dayalı işleme modeli, yaşamda kalma mekanizmasının devamlılığı anlamında beynin birincil fonksiyonunun entropinin dağılgan gücüne karşın, gelecek deneyim anını tahmin etmeyi öngörerek olası belirsizliği en aza indirip homeostazisi sağlamak olduğunu ifade eder (Chamberlin, 2019). Böylece tahmin hatası en aza indirgenerek olası belirsizlik azalacak ve gelecekte daha işlevsel davranışlar ortaya çıkacaktır. HYT terapilerinde en temel hedeflerden biri budur. Tahmine Dayalı İşleme Modeline göre; beyin, Hipokampüs aracılığıyla belirsizliği en aza indirgemek için sekmeli göz hareketlerini kullanmakta (ÇYU) ve böylece en ideal tahmini (en az hatası olan) ortaya çıkartmaya çalışmaktadır.

Sahne Yapım Teorisi (Hassabis & Maguire, 2009) aslında imgelemenin önemine ve nörobiyolojik arka planına işaret eder. Bu teoriye göre, hipokampüs sadece (bizim HYT'de de kullandığımız) epizodik (anısal) bellek, gelecek yönelimli kurgulama ve mekansal navigasyondan sorumlu değil, bunlara ilaveten, sahne yapımından da (yani danışana hayalen canlandır dediğimizde yaşana süreçler...) sorumludur (Mullaly, 2013). Bu durum bizim günlük yaşam içinde çoğu kez yaptığımız bir faaliyettir. Ne yapacağımız ve nereye gideceğimiz önce zihinsel süreçlerde sahneye konmakta daha sonra da uygulama aşamasına geçilmektedir. 

"Sahne yapım teorisine göre, zihinsel sahnelemeler, hipokampal bilgi işlemenin merkezindedir. Hipokampüsün sürekli ve örtük olarak zihinsel sahneleme yaptığı görüşü Tahmine Dayalı İşleme Teorisinin belirsizliği en aza indirgemek için beynin tahminler yaptığı önermesiyle birleşmektedir." (Uğurses, 2020).

       Travmatik olaylar ya da olumsuz yaşam deneyimleri, bilgi işleme sisteminde tıkanmaya yol açtığından artık orada yeni bir işlemlemeye gereksinim doğar. Yeniden işlemleme yapılmadığında süreç,  ego-distonik haliyle kalır. Amaç, sürecin egoya uyumlu hale getirilmesidir. Bu konuda Alladin (2013) şöyle der; “ (Bu gibi travmatik durumlarda) …Gevşeme ve rahatlama yetmez, tedavinin önemli olan parçası; travmatik olan olayı (anıyı) yeniden işlemektir. Yeniden işlemleme yaptığınızda kaygı düzeyiniz azalıyor.”

HYT ve Çift Yönlü Uyarımlar

HYT’nin üzerinde temellendiği iki ana kaynaktan biri, EMDR’nin de ana dinamiklerinden olan Çift Yönlü Uyarımlardır. Çift Yönlü Uyarımlarla beynin var olan doğal iyileşme sürecine katkıda bulunulduğuna inanılmaktadır(Daha geniş bilgi için Shapiro’nun “Adaptif Bilgi İşleme Modeline” bakılabilir).

Düşük özsaygı ve öz-yeterlilik unsurlarıyla birlikte, psikolojik işlev bozukluğu, sinir sistemindeki depolanmış olan bilgiden kaynaklanır. ÇYU ve bazı hipnotik tekniklerle bu bilgiye ulaşılır. Ulaşılan bilgi yeniden işlenir ve çözümlenir. Yeniden işlemlenen bilgi dönüşüme uğradıkça hedef anı resmi ve görüntü değişir. Görüntünün canlılığı işlemleme devam ettikçe azalır, içeriği değişir ve hatta resim çoğu zaman kaybolur.  Bu sadece görüntüdeki söz konusu değişimle sınırlı kalmaz; resimdeki değişiklikler duygusal ve bilişsel süreçler ve beden duyumu üzerinde de etkili olur. Hedef anının ya da imgenin başlangıçtaki sıkıntı düzeyi işlemlemeyi takiben azalarak rahatsız edici olmaktan çıkar. Danışan bunu SUD (Öznel Sıkıntı Düzeyi; olayın kişide meydana getirdiği sıkıntı düzeyi) düzeyi ile somut bir şekilde ifade eder. Süreç, egoya uyumlu hale gelir. Duyarsızlaşma sağlandığında kendilik inancında düzelmeler başlar. Pozitif Kendilik Değerliliğine olan güven artar.

Adaptif olmayan bilgi ya da bellek ağları, HYT ile yeniden işlemlenerek egoya uyumlu hale getirilebilirler. HYT’de,  ÇYU yanı sıra, imajinatif hipnotik tekniklerin ve otohipnotik uygulamaların terapiye yardımcı olarak kullanılmasının olumlu klinik yansımaları çalışmalar boyunca gözlenmiştir.

SPECT incelemeleriyle; Van Der Kolk 1998’de ve Vestibüler test çalışmalarıyla da Ramacahandran 1995’de;  “Göz hareketlerinin transferi kolaylaştırdığı” noktasında mutabıktırlar. Göz hareketleri, kognitif süreçler ve kortikal fonksiyonla bağlantılıdır (Antrobuz, 1973; Ringo, Sobotka, Diltz & Bruce, 1994). Anıya odaklı dikkatle (bunu hipnoterapiyle kolayca sağlayabilirsiniz) birlikte çift yönlü uyarım, Limbik ve kortikal sistemlerin harekete geçmesine yol açabilir (Shapiro, 2016). Çift yönlü uyarımların uykunun REM (hızlı göz hareketleri) fazı üzerinden etki ettiği söylenmektedir. Aynı şey hipnotik fenomenler için de geçerlidir. Uykunun REM fazı ile hipnotik fenomenler arasında benzerlikler vardır ( Kahn& Hobson Sleep and  Hypnosis 5:2, 2003). Tüm bunlar işlemlemenin nasıl gerçekleştiğini göstermektedir.

Bu terapi tekniğinde hedef sadece duyarsızlaştırmadan ibaret değildir; otoHYT ile  geleceğe yönelik çalışmalar yapılmakta, “Bilinçli Farkındalık” ve diğer terapi tekniklerinin entegratif kullanımıyla kişinin şimdiye odaklanması ve yaşama uyumu sağlanmaktadır (Alan, 2019)

İşlemlemeden sonra birey, anısını ya da geleceğe yönelik öngörüsünü  (imgesini) olumsuz duygulanımdan arındırarak salt bir anı gibi ya da gelecekte yapacağı bir eylem ya da yaşayacağı olağan bir durum gibi algılayabilmektedir.

HYT ve Hipnoz

HYT’nin hem teorisinde hem de pratiğinde Hipnoz ayrı bir yer tutar. Hipnoz, HYT’nin üzerinde şekillendiği ikinci önemli temel yapıtaşıdır. Hipnoz, “farklı bir bilinç durumu olarak tanımlanabilir. Bu farklı bilinç durumunda kişinin dış dünyayı algılama biçimi ve etkileşimi uyanık olan halinden bir miktar farklılık gösterebilir çünkü kişi daha çok içsel deneyimlerine odaklanmıştır. Hipnozla dikkatin belli bir hedef doğru yönlendirilmesi mümkündür. Nitekim dikkat kapasitesi ister düşük isterse yüksek olsun amaç her zaman için dikkat becerisini artırmaktır (Brown & Fromm, 2015). Hipnozla dikkat ilişkisi son yıllarda önemle ele alınan konular arasındadır. Hipnoz sırasında kullanılan iki dikkat türünden söz edilir; seçici dikkat ve dikkat yaygınlığı. Fromm ve arkadaşlarının bu konudaki görüşleri kısaca şu şekildedir; “Yaygın dikkat, bilinç akışının içinde yüzen geniş bir içerik yelpazesinin farkında olmaktır. Klinisyen verdiği talimatlarla hastanın seçici dikkatini ya da yaygın- algısal dikkatini artırabilir, ya da bu iki dikkat biçimini sırayla, dönüşümlü olarak pekiştirmeyi tercih edebilir. Yaygın algısal dikkat içsel deneyimlere, yani imgelere,anılara ve duygulara erişmek için kullanılır (Bowers & Bowers, 1972; Fromm, 1977; Fromm ve ark., 1981). Seçici dikkatse, hipnoz sırasında problem çözmek ve semptomlarla davranışlarda değişiklik elde etmek için gerekli olan bilişsel stratejilerde daha çok işe yarar. Her iki dikkat şekli de hipnoterapi için çok önemlidir, bu nedenle hipnotik talimatlar her ikisini de içermelidir.

Dikkatin hipnozda (ve HYT’de, benim eklememdir.) bu kadar önemli olmasının nedeni, yaşanan deneyimin hem içeriğini hem de yapısını etkilemesidir. Özenli bir seçici dikkat, uyaranların belirginliğini artırır. Bilinç akışında olup bitenlerin yaygın şekilde algılanması sayesindeyse, normal şartlarda farkındalık düzeyinin dışında kalan duygu ve anılara erişilebilir.” Tam da bu noktada Shapiro’nun şu yaklaşımı dikkatle ele alınmalıdır; Odaklanmış dikkatle birlikte çift yönlü uyarımın oluşturduğu değişik beyin hali, Limbik ve kortikal sistemlerin harekete geçmesine yol açabilir. /…/ Bu durum hızlı tedavi etkilerinin temelini oluşturabilir (Shapiro, 2016).

Hem  Fromm ve arkadaşlarının hipnoza ilişkin, hem de Shapiro’nun çift yönlü uyarıma yönelik yaklaşımları, HYT uygulamalarındaki çifte etkiyi gözler önüne sermesi bakımından önemlidir.

Öte yandan HYT uygulamalarında kişilerin anılarına ulaşmanın daha kolay olduğundan söz edebiliriz. Bunu bize sağlayan güç hipnotik fenomenlerden gelmektedir. Yine Fromm’a göre; “Trans halinde bellekle ilgili değişimler de yaşanır, hastalar uyanık haldeyken erişemedikleri, özellikle de duygusal açıdan önem taşıyan bastırılmış ya da unutulmuş kişisel anıları yakalayabilirler/…/ üstelik bu deneyimlere yeni bir gözle bakabilecek durumda olurlar. Bütün bu faktörler hipnozun keşifsel ve bütünleyici bir terapi modeli olmasını sağlamaktadır”. (Brown & Fromm, 2015. S:22-23). HYT’de hedef anıyı belirlemek bu yüzden daha kolay olmakla birlikte, bu hedef anının üzerinde çalışılması gereken hedef anı olma olasılığı da daha yüksektir. Bu durum terapiste güçlü bir güven duygusu ve isabetli bir terapi yolu sunar.

  HYT içinde kullanılan hipnotik teknikler, klasik hipnoz uygulamalarından farklılık gösterir. Burada çok daha derin trans düzeyinde hipnotik uygulamalara pek ihtiyaç duyulmaz. Psikoterapötik bağlamda hemen bütün uygulamalar için yeterli düzey olarak kabul edilen orta trans düzeyi fazlasıyla yeterli gelmektedir (Brown & Fromm, 2016). Danışanların kendilerini kaybetmedikleri fakat farklı bir konsantrasyon düzeyine ulaştıkları “α mod” düzeyi (uyku ile uyanıklık arası) uygulama için yeter şart olarak kabul edilebilir.

Hipnotik telkin stillerini üçe ayırmak mümkündür. Daha çok klasik modelde tercih edilen yönlendirici- buyurgan, son yıllarda popülaritesi artan haliyle hoşgörülü ve sohbetsel havasıyla Ericksonien. HYT’de kullanılan stil daha çok hoşgörülü ile Ericksonien stili çağrıştırmaktadır. Yönlendirici modelde baştan sona hipnozitör dominanttır ve daha çok direkt telkin kalıbı içinde sunulur. Hoşgörülü model, hipnotik araştırmalar neticesinde ortaya konan bir stil olup, burada terapist danışanla aynı ağırlığa sahiptir ve teşvik edici bir rol üstlenir. Burada daha dolaylı bir ifade vardır ve daha çok danışanın içsel kaynaklarına yöneliktir. Hoşgörülü modelde telkinler, despotik değildir. Telkinler, öneri şeklinde olup, danışanın andaki süreci keşfetmesine yönelik alternatifler sunmak şeklinde yapılandırılır. Ericksonien stilde bir ritüel halindeki klasik indüksiyon yöntemleri neredeyse hiç kullanılmaz. Tıpkı HYT’de olduğu gibi danışanın kendi içsel dünyasında bir keşfe çıkması istenir. Rahatlama ve gevşeme telkinlerine çok itibar edilmez. Bu yüzden Ericksonien modelde, trans özel bir durum değil, hemen herkesin gündelik hayatlarında yaşadığı olağan bir durumdur. Buradan hareketle söylemek gerekirse, herkes hipnotize edilebilirdir. Telkin kalıpları diğer iki modelden de farklı olarak, dolaylı, müphem, kimi zaman şaşkınlık yaratan içeriklerden oluşur.

Bu bilgiler ve veriler ışığında değerlendirildiğinde; HYT’de uygulanan hipnotik dil modeli hoşgörü ağırlıklı Ericksonien modeldir. Bu modelin daha çok meditatif nüanslar içerdiğinden ayrıca söz edilebilir. Açık ve net olan bir şey var ki; HYT’de klasik ve buyurgan stil kullanılmamaktadır.

 Önceki uygulamalarda yöneltilen eleştirilerin daha çok klasik hipnoz uygulamaları dikkate alınarak yapıldığını düşünmekteyim. Ancak HYT’de; danışanın (Klasik hipnoz uygulamalarından farklı olarak) daha çok kendinde olduğu, dikkatin bir noktaya sabitlendiği farklı bir beyin durumu yaşanmaktadır. Bunun süreci kolaylaştırıcı bir etkiye sahip olduğu söylenebilir.

HYT, bir terapi yaklaşımının eksiksiz bir tedaviyi hedefleyebilmesi için düşünce, duygu ve davranışlar kadar, beden duyumları ve bilinçdışına da yer vermesi ve bu alanlarda da değişimlemeyi hedeflemesi gerektiğine inanır. Hem eski deneyim yerine yeni bir deneyim kazandırmak,  hem de alternatif bakış açıları geliştirmek bağlamında hipnoz,  HYT uygulamaları için ikinci temel dayanak noktasıdır. Uygulama aşamasındaki çift taraflı indüksiyon yönteminden, imgesel tekniklere ve posthipnotik, oto- HYT uygulamalarına kadar tekniğin her aşamasında modern hipnotik tekniklere yer verilmektedir.  Özellikle ego güçlendirici telkinlerle sağlanan Stabilizasyon ve baş etme yeteneğindeki artış, travma geçmişi olan danışanlarda terapiye uyumu sağlayan önemli bir süreçtir. Oto-HYT sayesinde danışanlar, terapiste bağımlı olmaktan kurtulmakta elde ettikleri olumlu deneyimi geleceğe taşıma imkanına erişmektedirler.

Oto- HYT uygulamalarıyla nöroplastik bağlamda yeni yolaklar inşa edildiğine inanılmaktadır. Bu sayede elde edilen değişimin devamlılığı mümkün olmaktadır.

HYT’nin Çifte Etkisi

Çift yönlü uyarımların uykunun REM fazı üzerinden etki edebileceğinden az önce söz etmiştik. Hipnotik fenomenlerin de benzer bir etkiye sahip olduğu belirtilmektedir ( Kahn& Hobson Sleep and  Hypnosis 5:2, 2003). Hem ÇYU hem hipnoz, her iki beyin yarı küreleri arasındaki iletişimi sağlayarak yeniden işlemlemenin gerçekleşmesine katkıda bulunur.

HYT, sadece bu etki düzeyiyle sınırlı kalmamaktadır. Etki gücünün ifadesi bağlamında yukarıdaki bilgilere ilaveten yapılan çalışmalar ışığında şu da söylenebilir; Mendelsohn ve arkadaşları (2008) Hipnoz altında telkin verilen kişilerin fMRI çalışmalarında, "Prefrontal bölgede yoğun aktivite artışı" gözlemlemişlerdir.  Yine benzer şekilde; Van Der KOLK'da EMDR'nin (Çift Yönlü Uyarımlar) çalışma ve etki mekanizması üzerine yaptığı bir çalışmanın sonuç bölümünde aynı şeyleri söylüyor; "Tedavi sonrasındaki, beyin görüntülerinde Prefrontal lob aktivasyonunda keskin bir artış görüldü...".

Hem REM aktivasyonu hem de Prefrontal bölgenin aktivite artışı HYT’nin çifte etkisini ve dolayısıyla gücünü açıklıyor olabilir. Sadece bu iki görüş bile, “Niçin HYT’de bu iki uygulama entegratif bir şekilde kullanılmaktadır?” sorusunun kısaca ve açıkça cevabını vermektedir.

Travma ve fobilerden oluşan bir klinik gözlem serisinde elde edilen sonuçlar şöyledir:

  • %35; tek seans, tek set,
  • %23; tek seans, 2 ya da 3 set,
  • %17; 2 seans ve setler,
  • %10; 3 seans ve setler…
  • %15; diğer uygulamalar…

Tablodan da anlaşılacağı üzere, vakaların yaklaşık %58’lik bölümü ilk seansta yeterli tedavi sonucuna ulaşmakta, yaklaşık %15’lik bölümünde ise ek terapi uygulamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tür vak’a bazlı klinik gözlemlerin, elbette farklı ve kontrollü çalışmalarla desteklenmesi çok daha tatmin edici olacaktır.

HYT kaç seans uygulanıyor?

Takdir edersiniz ki, bu birçok danışan ve hastalık ya da sorun durumlarına göre değişiklik gösterecektir. Ancak yine de yukarıdaki klinik gözlem bu konuda kısaca fikir verebilir; bu klinik gözleme göre; vakaların yaklaşık % 60’ı henüz ilk seansta yeterli tedavi düzeyine ulaşırken, diğer bazı vakalarda doğal olarak daha fazla seansa ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılacak kanıta dayalı klinik çalışmalar bu konuda daha net bilgilere ulaşmamıza katkıda bulunacaktır. Şimdiye kadarki klinik gözlemler özellikle tekli travmalar ve fobilerde, 1 ya da 2 seans gibi kısa sürelerde yeterli tedavi düzeyine ulaşıldığı yönündedir.

HYT içinde yer alan diğer terapi ekolleri

  HYT’nin asimilatif bütüncül bir model olduğundan söz etmiştik. Dolayısıyla etkilendiği ve uygulaması içinde yer verdiği birçok psikoterapi modeli vardır. Ancak bu ekollerden söz etmeden önce asimilatif mantığın ne olduğuna çok kısaca bir alıntıyla değinmek isterim.

“1992’de öne sürülen asimilatif entegrasyon yaklaşımında, merkezde bir ana teori bulunurken, diğer yaklaşımların teknik ve kavramları bu orijinal yönelime asimile edilir. Bu asimilasyon sürecinde hem ithal edilen teori hem de merkezde hazır bulunan teori karşılıklı olarak değişime uğrar47. Asimilatif entegrasyonun amacı bir yandan orijinal teoriyi korurken, diğer taraftan terapistin yaklaşımındaki zayıflıkları düzeltebilecek ampirik müdahaleleri bu teorinin bünyesine katmaktır.” (Özakkaş & Varol, 2009). 

Yukarıdaki satırlardan da anlaşılacağı üzere, asimilatif olması hasebiyle HYT ayrı ayrı seanslarda ÇYU ve Hipnozun beraberce kullanıldığı bir teknik değildir. Hem hipnozun hem de ÇYU’nun bazı uygulama modellerini kendi mantığı içinde asimilatif yaklaşımla entegre etmiş yeni bir uygulama tekniğidir. 2001 yılındaki yayında Shapiro hocamız çok haklı olarak “beraberce kullanımı” eleştirmiştir. Çünkü o yayında sözü edilen Vak’a örneklerinde entegratif bir uygulamadan daha çok, bazı seanslarda EMDR uygulamalarına, bazı seanslarda da her hangi bir gerekçe gösterilmeden hipnoz uygulamalarına geçildiği görülmektedir (American Journal of Clinical Hypnosis 43:3,4 January/April 2001). HYT’de böyle bir uygulama söz konusu değildir.

HYT, içinde şu terapi yaklaşımlarına yer verir; Hipnoterapi, Bilişsel Davranışçı Hipnoterapi, Çift Yönlü Uyarımlar, BDT, Şema Terapi, Mindfulness, Psikodinamik Yaklaşımlar ve Duygu Odaklı Terapi.  HYT, özü itibariyle duygu temelli çalışan ancak düşünce, davranış, beden duyumları ve bilinçaltı süreçleri de merkeze alan bütüncül bir tekniktir. Diğer terapi ekollerine alternatif değil onlarla birlikte bütüncül yaklaşıma uyum gösteren bir teknik olarak dikkat çekmektedir.

HYT; bir bakıma bir “legoterapi” modelidir. Terapist kendi terapi modeline göre uygulamalarına devam ederken, ihtiyaç hissettiği her hangi bir zamanda, HYT’ye yer vererek; örneğin travmatik bir süreci ya da güncel bir tetikleyiciyi çalışıp sonlandırarak, yine kaldığı yerden kendi terapi uygulamasına devam edebilir. Bu durum daha kısa bir terapi süreci ve daha etkin bir sonuç olarak terapinin bütününe etki edecektir. Bu yönüyle de HYT, terapistlerin alet çantalarında bulunması gereken bir teknik olarak dikkat çekmektedir.

HYT, hangi hastalıklarda bütüncül bir mantıkla yardımcı yöntem olarak kullanılabilir?

Hasta mı, hastalık mı? Belki de en önce bu soruya yanıt vermek gerekiyor.

HYT hastalıktan önce hasta (danışan) temelli bir yaklaşımdır. Hastalıktan önce bireyin varlığı ve yaşadığı sorunlar dikkate alınır. Sadece hastalık tanımlamalarıyla danışanların sınırlı tutulması olası etkin bir terapi yaklaşımı için kısıtlayıcı rol oynayabilir. Hastalık tanımlamasından önce o hastalık belirtilerinin o kişide gelişmesine neden olan süreçler dikkate alınmalı ve bir birey olarak kişiye hak ettiği değer verilmelidir. Sadece tedavi edilerek öylece bırakılmak yerine o kişinin bundan sonraki yaşamına hazırlığı noktasında desteklenmesi gerektiğini de düşünmekteyiz. Bu yüzden HYT’de semptomların giderilmesi ile sonuçlandırılan değil, yaşama hazırlığın da dikkate alındığı bütünsel bir perspektif geçerlidir.

Aslında HYT, travmatik anılarda olduğu gibi gelecek yönelimli olumsuz yaşam senaryolarında da etkili sonuçlar veren bütüncül bir terapi tekniğidir. Bu itibarla zamanlar üstü bir yaklaşım olarak görülebilir. Geçmiş ne kadar dikkatle ele alınması gereken bir hedef ise, geleceğe yönelik olumsuz yönelimler de ele alınmalı ve hatta, günümüze ilişkin tetikleyiciler tespit edilmişse bunlar da terapi süreci içerisinde dikkatle işlenmelidir.

 Danışan başından geçen, ve kendisinde 1ila 10 arasındaki bir skalada sıkıntı meydana getiren bir olay ve durumu görselleştirebiliyorsa, bununla ilgili duygularını, kendine yönelik inancını ve bedeninde hissettiği duyumu ifade edebiliyorsa (ki, bunlardan en az biri süreci başlatmak için yeterli gelebilir) bu durum HYT için çalışma alanı olarak kabul edilebilir. Diğer terapi türlerinde de olduğu üzere bazı dışlama kriterleri olmakla birlikte HYT, aşağıdaki hastalıklarda kullanılabilir.

Panik Bozukluğu, Kaygı Bozuklukları, OKB, Depresyon, Komplike Yas, Rahatsız Edici Anılar, olumsuz yaşam deneyimleri, Fobiler, Özgül fobiler, Ağrı Rahatsızlıkları, Yeme Bozuklukları, Performans Kaygısı, Stres Yönetimi, Bağımlılıklar, Cinsel ve/veya Fiziksel Taciz, Tecavüz, Beden Algısı Bozuklukları, Cinsel İşlev Bozuklukları, Davranım Bozuklukları, Özgüven Sorunları, Migren, Fibromiyalji ve Fantom Ağrısı, Kompleks ve basit travma ve Travma sonrası stres bozukluğu…

HYT hangi yaş aralığında kullanılıyor?

HYT şimdiye kadarki klinik uygulamalar göz önüne alındığında, 10 yaş ve üzeri kişilerde kullanılabilir gözüküyor. Özellikle belli bir entelektüel seviyeye sahip, koopere kişilerde daha rahat bir kullanıma sahip ise de, sorununu dile getirebilecek seviyedeki hemen tüm danışanlarda kolayca uygulanabilmektedir.

Kullanımı son derece pratik olan HYT, belli bir iş akış şeması ile bir protokol çerçevesinde uygulanmakta ve terapistin seans boyunca ne yapacağı adım adım detaylandırılmaktadır. Bu haliyle de terapiste kolaylık sağlamakta ve güven vermektedir.

HYT kökene yönelik midir, yoksa semptomatik bir tedavi mi sağlar?

HYT uygulama modeli ve temel aldığı mekanizmalar bağlamında kökene yönelik bir terapi tekniğidir. Semptomatik tedavi, hipnoz mantığından ele alacak olursak direkt telkinlerle var olan sorunun giderilmesine yönelik yapılan işlemlerdir. Arka planı ve sorunun oluşumu üzerine her hangi bir çalışmayı içermez. Sorunun giderilmesini hedef alır. Böyle uygulandığı takdirde o vak’a sonraki zaman dilimlerinden birinde muhtemelen farklı bir sorunla tekrar geri dönecektir.

Oysa HYT, henüz anamnez aşamasından başlayarak işlemlemenin yeniden gerçekleştirilmesine kadarki her aşamada olaya ve danışana bağlı kalarak, olayın duygusal, bilişsel ve beden duyumsal bütün parametrelerini kullanmak koşuluyla, olası en erken ya da en kötü deneyimine ulaşmayı hedefler.

HYT’ de öncelik soruna ulaşmaktır.  HYT soruna şu değişle yaklaşır; “Erişemediğiniz travmayı tutamazsınız, tutamadığınızı işleyemez, işleyemediğinizi, değiştiremez, değiştiremediğinizi dönüştüremezsiniz. …Ve dönüştüremediğiniz travmalar, artık serseri mayın gibi bir ömür boyu sizinledir...” (Alan, 2018)

Ulaşılamayan sorunda, yani kökende bir değişim gerçekleştirilmediğinde bugün ki semptomlarla çalışmanın geçici olduğunu kabul eder. Bu yüzden üzerinde çalışılacak olan hedef konunun belirlenmesi aşamasında son derece hassas bir çalışma sürdürülerek olayı bütün parametreleriyle beraber ele alır. Her bireri üzerinde ayrıca çalışarak yeniden işlemleme yapar. Bunu yaparken de direkt telkinleri çoğu zaman (hemen hemen hiç) kullanmaz. Sokratik bir yaklaşımla danışanı doğru değerlendirmeye ve farkındalık kazandırmaya doğru yönlendirir. Ama bunu danışanın kendi bilgi ve yeni algılarıyla yapmayı hedefler. Herhangi bir öğretiyi dikte etmez. Kabulü noktasında zorlamaz. Danışan merkezli yaklaşımın bunu gerektirdiğine inanır.

İşlemlenmeden o anki haliyle, o şekilde kalmış olan olayı (Shapiro buna “Düğüm” diyor…) yeniden işleyerek egoya distonik halinden egoya uyumlu hale gelmesine katkıda bulunur.

Henüz protokolün oluşturulması aşamasında üzerinde çalışılacak olan hedef konu belirlenirken yine hipnotik bir yöntem olarak” Hipnotik Keşif” sürecini kullanır. Özellikle “duygu köprüsü tekniği” (Watkins, 2006) ile sağlanan regresyonda aynı ya da çok benzer duygusal süreçlerin yaşandığı bir yaşam anısına geri dönülerek, erişim sağlanır. Aynı kulvarda şekillenmiş olan duygusal, bilişsel ve beden duyumsal verilerin olası en erken yaşantısına ulaşmak temel hedeflerden biridir. Bu sürece Regresif HYT adı verilir. Danışanın seansa getirmekte çekinti yaşadığı travmatik süreçlere ulaşmak bu sayede daha mümkün hale gelir. Ana duyguya ulaşıldığında artık yapılan işlem bize gelen semptomdan çok daha derinde ve güçlü bir çalışmadır. Bu yüzden hipnotik yeniden işlemleme sadece semptoma yönelik değil, aksine onun getirdiği değerli bilgilerin ışığında ana yapıya ya da kökene yöneliktir.

Bu yüzden HYT sadece semptoma yönelik bir çalışma olmayıp kökene yönelik etkin, hızlı, kalıcı ve bütüncül bir yaklaşım olarak kabul edilebilir.

Hızlı sonuç vermesi kimi zaman sadece semptoma yönelik bir teknikmiş algısı yaratmaktadır. Oysa teknik bütün boyutlarıyla ele alındığında semptomları gidermenin yanı sıra o semptomlardan beslenen ve elde edilen bu bilgiler sayesinde etkin ve kalıcı sonuçlar veren bir teknik olduğu anlaşılacaktır.

HYT Nasıl uygulanıyor?

HYT’nin ilk seansı, 45+45 dakikalık iki bölümden oluşur. İlk bölümde, anamnezi takiben belli bir protokol çerçevesinde seansa hazırlık yapılır. Protokolde şu bilgilere yer verilir:

  1. Üzerinde çalışılacak olan anı, konu, durum ya da olayın resmi ya da imgesi

2DUYGU

3NEGATİF KENDİLİK HİSSİYATI, (NKH)

4POZİTİF KENDİLİK İNANCI, (PKİ)

5PGD; PKİ’nın GEÇERLİLİK DÜZEYİ (PGD; 1-100)

6BEDEN DUYUMU

7SIKINTI DÜZEYİ (SUD; 0-10)

 

 HYT, 7 evrede gerçekleştirilir;

İkinci 45 dakikalık seansta HYT uygulaması hakkındaki bilgilendirmeyi takiben danışan tercihen çift yönlü uyarımlarla zenginleştirilmiş hipnotik İndüksiyona (Alan yöntemi) alınır. 

1-Değerlendirme,hazırlık, İndüksiyon,

  1. Hipnoz ve ÇYU ile “SIĞINAK” uygulaması,
  2. “Y Döngüsü”; Çift Yönlü Uyarımlarla ve hipnotik tekniklerle hedef anı ya da imgenin yeniden işlemlenmesi,
  3. Sağlama,
  4. Kendilik değerliliği kontrolü ve PKİ pekiştirme,
  5. Bedensel duyum alımı,
  6. Oto-HYT ve sonlandırma.

Sonuç

HYT, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Nörobilim Ana Bilim Dalında Prof. Dr. Sinan Canan Hocanın moderatörlüğünde Yüksek Lisans tezi olarak kabul edilmiştir. İlk bilimsel çalışmanın sonuçları HYT’nin etkili olduğu yönündedir.

HYT’nin çeşitli Üniversitelerde Yüksek Lisans ve Doktora çalışmalarında tez konusu olarak kabul edilmeleri devam etmektedir.

Yüzlerce klinik uygulama ve söz konusu çalışmanın ilk verileri ışığında şunu söylemek mümkündür; HYT, hızlı sonuç alınması, kolay uygulanabilirliği ve diğer terapi türlerine kolay entegrasyonu nedeniyle dikkat çekmektedir.

HYT;  geçmişte takılı kalmamayı, mevcut rahatsız edici uyaranlara karşı duyarsızlaşmayı ve geleceğe güvenle bakabilmeyi sağlar.

 

Kaynakça

  • Alan, H. (2019). Hipnotik Yeniden İşleme Terapisi; HYT. Klinik Hipnoz Akademisi Yayınları. (Basıma hazırlanıyor).
  • Alladin, A., Heap, M. (1991). Hypnosis and depression. In: Heap, M., Dreyden, W. (edi.).           Hypnotherapy : a handbook (pp.49-67) Milton Keynes: Open University Press. 
  • Alladin, A. (2013). Açıklamalı Hipnoterapi (Çev. P.Tunalı). Psikoterapi Enstitüsü Eğitim

Yayınları No.99. (Eserin orjinali 2008’de yayımlandı).

  • Chamberlin, D. E. (2019). The Predictive Processing Model of EMDR. Frontiers in Psychology, 10.
  • Clark, A. (2013). Expecting the world: perception, prediction, and theorigins of

             Human knowledge. J. Philos. 110, 469–496.

  • Grand, D. (2005). Işık Hızında Duygusal İyileşme. Kuraldışı yayınları. İstanbul.
  • Hohwy, J. (2013). The Predictive Mind. New York, NY: Oxford University Press.
  • J. Masson, Amal Bernoussi & Martine Regourd-Laizeau (2016) From the Influence of Traumasto Therapeutic Letting Go: The Contribution of Hypnosis and EMDR, International Journal of Clinical and Experimental Hypnosis, 64:3, 350-364,
  • Kavakçı, Ö. (2012). Ruhsal Travma Tedavisi için EMDR. Hyb. Ankara.
  • Konuk, E. 2012.DBE. EMDR  Ders N otları. İzmir.
  • Shapiro, F. (2001).EMDR. Eye movement desensitization and reprocessing: Basic principles, protocols, andprocedures (2nd ed.). New York: GuilfordPress.
  • Shapiro, F. (2016). EMDR. Okuyanus. İstanbul.
  • Stickgold, R., & Walker, M. P. (2007). Sleep-dependent memory consolidation

             And reconsolidation. SleepMed. 8, 331–343

  • Stickgold, R. (2002). EMDR: A putativeneurobiologicalmechanism of action. Journal of ClinicalPsychology, 58, 61–75.
  • Uğurses, S. (2020). Travmaya Yönelik Entegratif Bir Yaklaşım Olarak HYT (hipnotik Yeniden İşleme Terapisi)'nin Otonomik Ölçümlerle İncelenmesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü.  Nörobilim Anabilim Dalı. İstanbul.
  • Van der Kolk, B. A. (1994). The body keepsscore: Memory and the evolving psychobiology of post traumatic stres disorder. Harvard Review of Psychiatry, 1, 253–265.

 

*Uygulama modeli ve içeriği dikkate alındığında aslında bu iki terim de tanımlama içerisinde yer alabilir. Hipnotik Yeniden işleme Terapisi bir bakıma zihinsel süreçleri (bilinç ve bilinçaltı) bir bütünlük içinde ele aldığından ZYT; Zihinsel Yeniden işleme Terapisi, imgesel süreçleri çok yoğun kullandığı için de İYT; İmgesel Yeniden işleme Terapisi olarak da adlandırılabilir. Ancak en başından beri Hipnotik Yeniden işleme Terapisi, HYT olarak lanse edildiğinden şimdilik adı bu şekilde anılmaktadır. HYT başta olmak üzere diğer adların da (ZYT, İYT) marka tescilleri alınmıştır.

Bu metin HYT’nin tanıtımına yönelik olarak Dr. Haluk ALAN tarafından kaleme alınmıştır.

 

https://www.facebook.com/groups/434096177338312

https://www.facebook.com/profile.php?id=100000403036618

https://www.instagram.com/drhalukalan/?hl=tr

https://www.instagram.com/hyt.tr/?hl=tr

 

www.drhalukalan.com    www.hyttr.com